Şeker Portakalı
• 22/10/2006 - Krakow ve Eski Doğu Bloku - İnsanlar

İnsanlar! Polonya’da en merak ettiğim detaylardan biri de insanlardı. Çocukluk hayallerimdeki Polonya vardı sevimli elbiseleriyle ve de eğitsel hayatımdaki Komünist düzeni terk etmiş Polonya’nın depresif insanları hayalimde...Polonya insanı hakkında yorum yapamayacak kadar az zaman geçirmiş olmama rağmen Krakow insanının sıcak olduğunu düşündüm, ve de güleryüzlü...Eski Doğu Bloku ülkelerinin hiç birinde, çzellikle şu anda yaşamakta olduğum Slovakya’da cafelerde, restoranlarda, marketlerdei insan ile ilişkide olduğunuz hiç bir yerde güler yüzle karşılanamıyorsunuz maalesef. Tüm arkadaşlarım da kendi halklarıyle ilgili bu durumu onayladığına göre çok da yanıldığımı sanmıyorum. Herkeste bir bıkkın ifade...ve ben her yemekte (restoranda) “Şimdi Türkiye’de olsak, …” demekten alamıyorum kendimi…Masa donanır, “başka bir isteğiniz var mı”, “bugün baklavamız çok taze”…bazen söyledikleri doğru olmasa bile bir sıcaklık vardır Türk insanında...Yok burda öyle birşey, herkes öyle bireyci ki. Bazen çok sıkılsam da çok saygı duyduğum kişiler de yok değil! Kimse kimseyi hakir görmüyor benim tanıdığım Avrupalılar arasında. Herkes birbirinin zevklerine, inançlarına, ihtiyaçlarına her konuda saygı duyuyor. İyi insan, doğru insan olmak daha büyük erdem! Gösterişin g’si yok, hava atmak, kompleksli tavırlar yok...daha bir huzurlu oluyorum sanki, ama şu da var ki varsa yoksa Türkiye...Döneceğim yakında ve Slovak arkadaşlarımı çok özleyeceğim biliyorum, ama diyorum ya, varsa yoksa bizimkiler J

Yüzlerce öğrenci gördük Polonya’da...daha önce de söylediğim gibi özel bir gün mü anlayamadım, ama sokaklar çok renkliydi hafta içinde dahi. Tam o esnada Budapeşte’de sokaklarda hareketlenme başlamıştı SNP (national uprising) hatırasına... Polonya’da da Budapeşte’de yapılan haksızlıkları anlatan duvar panoları hazırlanmıştı...bir ilgisi olabileceğini düşünsem de daha fazla detay öğrenemedim.

Çok keyifliydi seyahat, genellikle İngilizce, Almanca konuşulmayan memleketlerde çok zorulurum derdimi anlatana kadar...ama Slovakça ya öyle çok benziyordu ki, yabancılık çekmedim desem yalan olmaz. Birebir aynı olmasa bile kullandığımız kelimeler, bir iki harfin farklılığını sezemeyecek kadar rahat anlaşıyorduk insanlarla...pek keyiflendim tabi durum böyle olunca, insan kendini evde gibi hissediyor gerçekten de...

Bu amcaya trafikte giderken rastladık, hemen resmini çekmek istedim utanarak. Çaktırmadığımı sanıyordum ama amcanın bana bakışından da belli olduğu üzere yanılmışım sanki. Amcanın belindeki tuhaf siyahlık arabadaki GPS cihazımız. Bu cihazla geziyoruz biz, gideceğimiz adresi yazıyoruz, o bize nasıl gitmemiz gerektiğini hem sesli hem de harita üstünde resimli anlatıyor. Yol bilmez bir bayan olarak hayatımın buluşu diyebilirim...çok seviyorum bu aleti... Öyle güzel ki, yollarda izin verilen hız limitleri dahilinde kaç saatte varma olasılığımız olduğunu bile hesaplıyor. Uydudan görüyor bizi, yanlış yola saparsak, hemen yol güzergahını yeni girdiğimiz yol üzerinden tekrar belirleyip doğru istikamete yönlendiriyor...Diyorum ya muhteşem bir buluş. Ben hiç kaybolmuyorum, çok ender olarak ilgili yola dönüş kapanmışsa ısrarla dönmemizi önerebiliyor ama dönmediğimizi görünce yine duruma adapte olmayı hem de saliseler içinde başarıyor...

Bir de bolca simitçi gördük sokaklarda...bildiğimiz bizim simitçilerden, ilk kez rastladığım için şaşırdım. Eşim yemek istediyse de susamlarının çok çok az olduğunu farkedince aynı olmayacağını anlayarak vazgeçti...

|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/10/2006 - Krakow, Polonya 3

Barbican
Eski Şehrin diğer ucunda Barbican binası var, Kral John Olbracht zamanında 1498-99 yılları arasında St Florian Kapısının ön tarafına doğru korunma amaçlı inşa edilmiş. 7 gözetleme kulesi adı üstünde düşmanı gözetlemeye ve zamanı geldiğinde ön ateş açmaya yarıyormuş. Düşmansa Türkler...Aslında Türk istilalarına karşı inşa edilmiş bu yapılar...Eskiden St.Florian kapısıyla arasında ikisini birleştiren bir koridor varmış, fakat şimdi aralarında sonradan inşa edilmiş bir çok bina ve cadde var.

St.Florian Kapısı
St.Florian kapısı da şehri koruyan ana kapı aslında. Krakow’a bu kapıdan girilirmiş. 47 kulesi ve 8 ana kapısı bulunan eski şehir duvarlarının şimdiye kalan kalıntılarından bir parçası...şimdi turistlerin Krakow manzara gözetleme kulesi olarak görev yapıyor...

Juliusz Slowacki Ulusal Tiyatro Binası
Son olarak, Krakow’un en güzel binalarından biri Juliusz Slowacki Ulusal Tiyatro Binası. Tiyatro, Paris Opera Binasından esinlenilerek Jan Zawiejski tarafından tasarlanmış, ve ön kısmı Tadeusz Blotnicki, Alfred Daun ve Mieczyslaw Zawiejski tarafından hazırlanmış heykellerle süslenmiş. Polonya’nın ünlü sanat binalarından biri!
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 20/10/2006 - Krakow, Polonya 2
|

St.Peter & St. Paul Kilisesi
Wawel tepesinden Old Town’a doğru giderken dikkat çeken ilk bina St.Peter ve St. Pauk kilisesi...her ülkede bu isimde kilise gördüm, bu da Krakow’unki...Önünde 12 havarilerin heykelleri var, bu kilisenin önünden devam eden yol ana meydana çıkıyor...

12 Havariler Heykeller

Rynek Glowny - Ana Meydan
En çok ilgi çeken alanlardan biri de Rynek Glowny, yani Ana Pazar Meydanı. Gitmeden önce biraz araştırma yapmıştım, görkemli bir alışveriş merkezine gitmek üzere yola çıktık...Hani Kapalıçarşı gibi eskilerden kalan...Gittiğimizde gördük ki, Kapalıçarşı’nın küçük bir kopyası bile olamaz... Yanyana en fazla 20 tane standdan oluşan bir koridor vardı içeride...hepsi de turistlerin ilgisini çekecek biblolar, porselen bebekler, takılar ve benzeri eşyalar satıyordu...Hatıra almadan olmaz, alışverişimizi yaptık... Görümcem Arzu kurşun kalem biriktiriyor ülkelerden hatıra...bir tane kalem almak istedim..koca Krakow şehrinde bir tane kurşun kalem bulamadık, üzerinde Polonya yazan...tükenmez kalem almak zorunda kaldım...Kendi koleksiyonumun parçalarını da topladıktan sonra tekrar koyulduk yola...
18. yy’da Avrupa’nın en geniş meydanı olan Main Square’da en gösterişli bina Kapalıçarşı benzeri Cloth Hall (Ana Mezdan resimde sağdaki bina), biz ne deriz Türkçe’de hiç bilemiyorum. Neden Cloth (Kumaş) Hall dendiği de belli, adım başı kumaş mağazası var Eski Şehir’de ve Kazimierz’de...ticari bir simge. Mağazalar da çok ilginç, adını koyamadım bir türlü, yüzlerce butik mağaza var, küçük küçük dükkanlar...

Eski Şehir Binası Kule
Cloth Hall’ün hemen yanında eski şehir binasının kulesini görmek mümkün kiremit renginde...(Ana Meydan resimde soldaki kule). Bina kalmamış ama 1960’da restore edilen kule günümüze kadar dayanmış, tepesinden Krakow’u izlemek/resmetmek mümkün.

St. Mary Kilisesi
Yine aynı büyük meydan da bir de görkemli bir kilise var: St. Mary Kilisesi. Karşı çaprazında da St.Adalbert Kilisesi. Krakow’daki en eski binalardan biri...Alt katında meydanın tarihine dair bir müze var, ne de olsa o günlerin kalan tek tanığı...gezmedim müzeyi vakitsizlikten.

Meydanda bir de çocuklar vardı, aslında Krakow’un her yerinde yüzlerce öğrenci grupları vardıi müzeleri gezmeye, kültürlerini öğrenmeye gelen. Günün önemini öğrenemedik, o yüzden tesadüf mü yoksa tarihi bir gün müydü bilemiyorum...Ama resimdeki çocuklar öyle komiğimize gitti ki resimlerini çekmeden edemedim...
Genelde gittiğim tüm ülkelerde mutlaka turistik otobüslere ve faytonlara binerim, fakat bu sefer, ne kadar çok zer görsek kardır düşüncesiyle mahrum ettik kendimiz bu zevkten! Üstelik faytonlar ve atlar, her biri birbirinden süslü ve de güzeldi...hava da öyle!
Devamı yarın!
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 19/10/2006 - Krakow, Polonya 1

Wawel Şatosu
Polonya’daydık bayram tatilinde...burada Şeker bayramı yok tabi ama biz yarattık, Dell’de şaşırdılar bu kadar uzun tatil mi var Türkiye’de diye, bu da bizim dini bayramımız, biz de Noel de tatil yapmıyoruz sizin gibi diye anlattım. Çok güzel geçti tatil, hiç bitmesin istedim ama yine Slovakya’dayız...insanın evi gibisi yok tabi ama 1-2 gün daha fena olmazdı doğrusu...
Biz Krakow şehrine gittik Polonya’nın, eski kraliyet şehri...dolayısıyla Türkiye’nin İstanbul’u gibi...
Uçaktan çok hoşlanmadığım için Avrupa’nın göbeğinde yaşamak, arabayla seyahat edebilmek açısından avantajlı. Fakat anne-babayı görmek için uçağa binmek zorunda olmak da cabası... arabayla çıktık yola, Slovakya sınırdan Krakow’a henüz otoban yapılmadığı için şehir içinde gereğinden 2-3 saat daha uzun süren bir yolculuk yapmak zorunda kaldık, giderken Tatra dağları eteğinde yemyeşil bir ülkede seyahat etmek ve etrafı izlemek çok zevkliydi de (arabayı eşim kullandı bu sefer, ben doğayı seyrettim), dönüş yolculuğu gece ve yağmurun şiddeti de eklenince biraz uzun ve de tatsız oldu...

Wawel Tepesi
Öğleden sonra Krakow’un Kazimierz bölgesine vardık, otele eşyaları bırakıp bir döviz ofisi bulduk ve Euro ve Slovak Koruna’sı verip Zloty aldık. Artık Polonya’da harcayabileceğimiz para birimimiz olunca rahatladık ve şık bir İtalyan restoranı bulduk, yemeğimizi yedikten sonra da Kazimierz’i (Yahudi bölgesi) gezdik... Onlarca sinagog var burada. İkinci Dünya Savaşı öncesinde 64bin Yahudi’nin yaşadığı bölgede (o zaman tüm Polonya nüfusunun 4te biri) bugün sadece 100 Yahudi nüfusu kalmış. Dile kolay!
Tam 1.5 milyon insan Auschwitz’deki toplama kampında katledilmiş. Katledilmiş diyorum çünkü üzerlerinde akıl almaz deneyler yapıldıktan sonra toplu olarak gaz odalarında öldürülüp fırınlarda yakılmışlar...işkenceler ve yapılanlar burada anlatılabilecek konular değil aslında...Auschwitz le ilgili ayrı bir blog yazmayı düşünüyorum... Old Town’da da bir o kadar kilise var, adım başı kilise...Onlarca genç çocuk gördük Katolik dini eğitim alan, kıyafetlerinden belli oluyor peder/papaz...eğitimi aldıkları...tam olarak bilemiyorum hangi dinin eğitiminin nasıl olduğunu...fakat Avrupa’da herkes çok iyi biliyor bizim imamlarımıza ‘imam’ dendiğini...bir de yalan yanlış bilgileri var imamlar halkı bu savaş yanlısı eylemlere kışkırtıyormuş diye.. Arkadaşlarım ve şirket yöneticileri hepsi çok iyi eğitimli insanlar; en azından dinlemeyi biliyorlar, onları çok rahatsız etmeden bildiğim, okuduğum her konuyu paylaşmaya çalışıyorum, yanlış bildikleri konusunda...neden böyle düşündürüldükleri konusunda...Türkiye’ye gelen bir çok kişi açık görüşlü davranıp söylediklerimden etkilense de bir çoğu hala, ben Müslümanlardan korkuyorum, Avrupa Birliğine girmenizi istemiyorum diye açıkça konuşabiliyor benimle... Bazen çok sinirlensem de fikirlerine saygı duyarmışçasına sakin bir şekilde anlatmaya gayret ediyorum genellikle...
Konumuz din değil tabi, konumuz Krakow J
İlk gün hava çok güzeldi, 22dereceyle başladık, şiddetli bir yağmurla bitirdik tatilimizi... Kar/Kış gelmeden tam zamanında gittik neyseki...çok da şanslıydık aslında...Polonya’da da Slovakya’daki gibi kışlar sert geçiyor, bu yüzden de muhteşem kayak tesisleri var, zorlu ve uzun pistler gördük, Uludağ’ın meşhur Cehennem pistine benzer...

Vistül Nehri
Krakow adını eski bir efsane kahramanı olan Krakus’tan almış. Tarihçiler IX.yüzyıldan önce kurulduğunu tahmin ediyorlar. Polonya’da Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Krakow, daha önce Polonya’nın başkentiymiş aslında...

Wawel Tepesine çıkarken
Nehir kıyısında (Vistül Nehri), eski şehrin arkasında, tepede Kraliyet sarayı var..Nehre baktığı için yukardan manzara muhteşem...kalenin girişinde ve bahçesinde ise eski kostümler giymiş yerli halk, turistleri eğlendirerek ve fotoğraf çektirerek biraz bozukluk toplamaya gelmişler, renkli bir görüntü oluşturuyorlar...

Wawel Katedrali
Şatonun içinde bir de Wawel katedrali var, resimdeki sarı ve yeşil kubbeli bina... Burada eski kralların taç giyme törenleri yapılırmış, şimdi de mezarları ziyaret edilebiliyor. Katedralin üst katında ünlü Sigismondo çanı var, 1520den kalma...Bir kaynağa göre 8, diğerine göre 11ton olan bu çan, sadece Polonya için tarihi önem arzeden günlerde çalınırmış...ama Sigismondo haricinde bir çok çan dinledik kiliselerde çalınan...
Wawel Şato Bahçede...
200 tane fotoğraf çekmişim, az sayılır aslında, dijital makineler çıktığından beri anlamsız fotoğraflar çekme kaygısı bitti biteli hafıza kartımı dolduruyorum dilediğimce…annem gördü tabi resimleri ilk… karnım kocaman çıkmış, içime kat kat giymeseymişim, zayıflamış mıyım biraz…anne işte, adı üstünde!
Devamı yarın... |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 18/10/2006 - Mauthausen, Avusturya

Schindler'in listesini veya İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudilerin planlı ve sistematik olarak öldürülüşünü anlatan filmleri bir çoğumuz izlemişizdir. Bu filmlerden sonra hep merak etmişimdir, Nazilerin esir kamplarını... Şu anda Slovakya'da yaşadığım için yakınımızda olan onlarca kamptan birine gitme fırsatı buldum...Avusturya'daki Mauthausen esir kampı... Önümüzdeki hafta da Polonya'ya gidiyorum eşimle, oraya kadar gitmişken 1 günümüzü de Auschwitz-Birkenau kampını gezmeye ayırdık, kampların en büyüğü...1.5 mio insan öldürülmüş Birkenau'daki kamplarda, önünde tren istasyonu var...Türkiye'de bayram tatili olduğunda Polonya'dayım, hemen akabinde notlarımı yayınlayacağım tabi ki de...
Bazı hikayeler anlatılacak gibi değil aslında, bu kamplara çocukları almıyorlar, nedeni çok basit...inanılmaz fotoğraflar var müzesinde... Yukarda görülen bir fırın...Gaz odasında, içerden tokmağı olmayan kapıların arkasında zehirlenen insanların yakıldıkları ocaklar... Bir de yuvarlak cam koymuslar kapılara, SS subayları içeriyi izleyebilsin diye... Gözlerinin içine baka baka öldürmüşler esir aldıkları insanları. Tüm bunlardan daha acımasızı da esir alınan insanlar üzerinde yapılan inanılmaz deneyler! En çok Yahudiler öldürülmüş bu kamplarda, ancak homoseksüeller, Romanlar ve Almanların sevmediği bazı diğer milletlerin insanları da kampa gönderilip öldürülmüşler.

Yukardaki resim kampın girişi...bu kapıdan gelen tutuklular kıyafetleri çıkarılarak aşağıda görülen avluda toplanmışlar hep...Fotoğraflarda gösteriliyor müzede, aşırı zayıf çıplak insanların bitmiş umutları...Buradan esirlerin bölümüne geçiliyor, etrafı elektirkli dikenli tellerle çevrili bölümde barakalar, banyolar, bodrum katlarında ise deney/otopsi odalar, gaz ocakları, fırınlar var.

Kampın hemen yanında da bir taş ocağı var. Tüm esirler bu kamptan taş çıkarmak üzere zorlu koşullarda çalıştırılırken işe yaramayacağı düşünülen tüm esirler daha kampa gelir gelmez gaz odalarına gönderilmiş, ve Zyklon-B adı verilen bir gazla öldürülmüş ve yakılmışlar.
Aşağıdaki resimde mahkum edilen insanların ne kadar zayıf olduklarını görebilirsiniz...Bakmaya dayanamadığım resimler de var, burada yayınlayamadım...arşivlerde bulunan yayınlanmış binlerce fotoğraf var, ben kamplardan kurtulan birkaç kişiyle tanıştım, ancak çok küçük oldukları için ya da psikolojik olarak hiç bir şey hatırlamıyorlar...ya da anlatmak istemiyorlar bilemiyorum...ama şu var ki...esir kampları savaşların nasıl bir facia olduğunu gösteriyor aslında...

Kampın hemen dışında tüm milletlerden gelen anma heykelleri var, her biri acıyı anlatıyor...Başka bir yazımda bazı milletlerin heykellerini yayınlayacağım daha sonra...

|
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Güncel Sayfa:1 Toplam:9
Son Sayfa | Sonraki Sayfa |
|
|
|